All Posts

Ahlaki Ilkeler

Ahlaki ilkeler doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı öğrenilir? Kötü olmayı ebeveynlerimizden, çevremizden mi öğreniriz, yoksa doğuştan taraf tutma, cezalandırma gibi yetilerimiz var mıdır? Bu soruların cevabını aramak için yola çıkılan buradaki deney yale üniversitesi, çocuk bilişsel kavrama merkezi tarafından 3-6 aylık bebekler üzerinde gerçekleştirilmiş. sonuçlarını buraya yazarak hevesinizi kaçırmayayım, iyisi mi siz videoyu izleyin. Not: Eğer insan davranışlarının kökenleriyle ilgileniyorsanız antropolog Desmond Morris tarafından hazırlanmış Manwatching adlı mükemmel referans kitabını tavsiye ederim.

Parazitlerin inanılmaz yaşam döngüleri

Bunların ilki yaşam döngüsü içinde 3 ev sahibi değiştiren bir parazit olan dicrocoelium dendriticumiticum. Bu parazitin asıl ev sahibi koyun, inek gibi otlanan hayvanlar, bu hayvanların karaciğerinde yaşıyor. Daha sonra yumurtalarını ev sahibinin dışkısıyla dışarıya gönderiyor. Dışkıyla beslenen salyangozlar ise ikinci ev sahipleri. Salyangozun salyalarını yiyen karıncalar ise son ev sahipleri. Karıncaya bulaşan bu parazit, müthiş bir şey yapıyor, karıncanın tüm vücudunda dolaşmaya başlıyor ve nihayet karıncanın beynine ulaşıyor ve karınca beynini ele geçiriyor!

Sinestezi

Her insan beyni böyle bir ilişkilendirme yapmıyor, ama yapıyorsanız, belki de bir savantsınız. Daniel Tammet adındaki ingiliz bir yazar rakamları düşündüğünde kafasında renkler ve şekiller canlanıyor. Örneğin 35 sayısı Daniel’in aklında sarı bir eğri silindir şeklindeyken (mesela yani), 75 sayısı mavi bir fıstık şeklinde. Enteresan olan da şu, bu iki sayıyı çarpmaya çalıştığında iki şekli aklında yan yana getiriyor ve aralarında kalan boşluğu dolduran şekil bu iki sayının çarpımı oluyor. Bu yüzden 3-5 basamaklı sayıları birbirleriyle çarpmakta hiç zorlanmıyor.

Evrim ve eşcinsellik

Evrimde şimdiye dek kaybolmuş olması beklenen buna benzer bir kaç konu daha var aslında. Örneğin şizofreni. Varsayalım bu hastalık (nispeten veya tamamen) genetik olarak aktarılıyor (ki bu hastalığın önemli ölçüde genetik olarak aktarıldığıyla ilgili veriler var http://www.schizophrenia.com/research/hereditygen.htm). Eğer bu hastalık genetik olarak aktarılıyorsa, evrimsel süreç içinde bu hastalığa sahip bireylerin şimdiye dek yok olmaları gerekmez miydi? Bu konuyla ilgili bir kaç teori var (https://en.wikipedia.org/wiki/Evolution_of_schizophrenia). Bunlardan bazıları (özet geçiyorum): Sosyal beyin hipotezi: insan beyni sosyalleşmek için zaman içinde çok karmaşıklaştı ve bu karmaşıklık beraberinde çok hassas yapılar meydana getirdi.

7 Haziran 2015 Genel Seçimleri

Bu seçimlerle ilk defa kitabın üçüncü sayfasına geçtik. Türkiye siyasi tarihinde Menderes ve Özal’ın (ve nicelerinin) geçemediği ikinci sayfaya ilk kez Tayyip Erdoğan geçmeyi başardı ve biz bir darbe olmadan sivil iradenin neler yaptığını gördük. Aslında bu Türkiye ve Türkiye insanı için çok büyük bir kazanım, çünkü gerçek bir demokrasi olabilme yolunda bir adım daha atılmış oldu. Batı’nın kazanımlarının bir gecede gerçekleşmediğini düşünürsek bizim de değişimimizin sancılı olması normal. Peki üçüncü sayfaya geçmekten kastım nedir?

Mientras Duermes

Film, yaşama doğru tarafından bakıp insan davranışını doğru yorumlayabilmesi açısından son derece başarılıdır diyebiliriz. Filmin kahramanı bir anti kahraman olarak doğası gereği davranmayı bir anormallik olarak görmüyor, yapması gereken işi yapıyor, çünkü bu onun hakkı. Mutlu olma yetisi olmayan biri olarak ancak diğer insanların mutsuzluğu onu bir şekilde mutlu edebiliyor, tabii buna da tam olarak tanım gereği mutluluk diyebilirsek. Kahramanımızın (César), etrafındaki insanlara yaptığı küçük “jestlerle” onlara nasıl mutsuzluk verdiğini izlerken aklımıza elbette bunun tam tersini yapan jean-pierre jeunet filmi kahramanı amélie geliyor.

Evrim simülasyonu

matematik olarak çalıştığını şuradan görebileceğiniz teori. bu benim yazdığım basit bir av-avcı simülasyonu. nasıl çalıştığından bahsedersem evrim teorisi ile alakası da ortaya çıkacak. simülasyonda av (yuvarlak canlılar), avcı (kare canlılar) ve bitki (küçük yeşil noktalar) olmak üzere üç farklı tür var. av hayvanları bitkilerle besleniyor, avcılar da av hayvanları ile. bitkiler pasif yaratıklar, herhangi bir öz nitelikleri yok, sadece enerji veriyorlar. her canlının belirli öz nitelikleri var (attributes), örneğin renk, hız, görüş mesafesi, yağlanma oranı, güç, agresyon, savunma vs.

Kitab-ül Hiyel

Bu eserinde de İhsan Oktay Anar bizleri otobüsteki koltuklarımızdan, odamızdaki kanepeden, yüzümüze yediğimiz rüzgar eşliğindeki vapur yolculuğumuzdan alıyor ve III. Selim devrinde başlayan hikayesine sürükleyiveriyor. Tabii yaptığımız bu zaman yolculuğunda Anar’ın mahfuzatının, Calûd el-Filistî’ninkini andıran güçlü bir bedene dönüşmesi, kendimizi Süpermen’in kollarındaki Louis kadar güvende hissetmemizi sağlıyor. Öyle ki, ne binsekizyüz küsür derecelerde kaynayıp eritilen demir külçelerinden saçılan kıvılcımlar, ne denizin altında dehşet saçarak dolaşan korkunç kelleli canavarlar, ne de bakanı yakıp küle çeviren, havada ve karada gezen herşeyi yokeden, adeta cehennemin en derin deliklerinden sürünerek çıkan demirden dev yılanlar, gözümüzü korkutabiliyor, yanımızdan geçip giderlerken sanki her daim kendileriyle haşır neşirmişiz gibi bir hissiyat şerhediyor “post-modern” bünyelerimize.

Avare Yıllar

Orhan Kemal’in Avare Yıllar diye tanımladığı ilk gençlik yıllarını anlatır. Kendi hikayesini anlatırken bir yandan da o günün Türkiye’sini ve şartlarını da başarılı bir biçimde aktarmıştır. Taze bir cumhuriyetin ilk meclis mebuslarından biri olan bir babanın Beyrut’a sürülmesi ile zaten zor olan şartlar, genç Kemal için içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Ortaokul macerası, futbola olan merakı, okulu bırakma hikayesi, dokumacılık hevesi derken bir küçük İstanbul macerası ve bir türlü tutunamayan avare gencin evlilik hikayesine kadar geçen zamanı kapsar kitap.

Kılıçsız Samuray

Kitap her ne kadar kendi deyimiyle “japon tarihinin gelmiş geçmiş en büyük imparatoru Toyotomi Hideyoshi’nin bilgelik sırlarını anlatıyor gibi gözükse de aslında bir kişisel gelişim kitabı. Yani Hideyoshinin hayatının önemli olayları anlatılırken, diğer kişisel gelişim kitaplarında da sıkça rastladığımız “okuyucuya mesajlar"la karşılaşıyoruz. Üstelik bu durum kitabın başından sonuna kadar devam ederek canınızı daha da sıkıyor. Oysa okuyucuya gerizekalı yakıştırması yapılmadan Hideyoshi’nin gerçek hikayesi anlatılsa ve -eğer illaki gerekiyorsa- çıkarılacak ders okuyucuya bırakılsa ilginç bir hikaye ile karşılaşabileceğimiz söylenebilirdi.